|
Ortaç & Ortaç |
||||
|
|
||||
|
Büyük Ağrı - 2 |
||||
|
10
Ağustos 2006, Perşembe İshakpaşa Sarayı |
||||
|
Ağrı'dan inince bugünkü programımız gereği sırasıyla İshakpaşa Sarayı, Nuh'un Gemisi ve Gürbulak Meteor Çukuru'na gidiyoruz. İlk durağımız İshakpaşa Sarayı. Saray, Doğubayazıt'a oldukça yakın ve kente hakim bir noktada konuşlandırılmış. Yaklaşırken dahi ihtişamını hissetmeğe başlıyorsunuz. Anadolu'da bir çok tarihi mekanı görme fırsatım oldu ama bu saray çok etkileyici geldi. Mutlaka görülmeli derim. Aşağıdaki Yazı, Doğubayazıt Belediyesi tarafından hazırlanmış bulunan http://www.dogubayazit-bld.gov.tr adresindeki siteden alınmıştır. Ağrı tarihine ilişkin olarak ''Ağrı'nın tarihi'' diye anlatılanlar aslında uzun süre il merkezi durumunda olan Doğubeyazıt tarihidir. Doğubayazıt'ın İran sınırında ve Türkiye-İran transit yolunun geçtiği yede bulunması, tarihi bakımdan buranın önemini arttırmıştır. İlçe zengin bir tarihe sahiptir. Eski Beyazıt'ta ve kalede Urartu mezarlarının oluşu, şehrin tarihini çok eskileri götürür. Doğubeyazıt'ın ilk kurulduğu yer, Yukarı Beyazıt'taki eski kaledir. Kale Trabzon yolu çizergesinde bir gümrük merkezi olarak sürekli gelişmiştir. Beyazıt kalesi her devirden izler taşır. Urartular Van'dan Alagöz dağlarına, Gökçe Göl'e kadar uzandığı için Beyazıt, uzun süre onların egemenliğine kaldı. 625 yılında Aras kıyılarında gelen Hazar Türkleri tarafından zapt edildi. M.Ö 250 yıllarında bölge Pers krallığı ile Romalılar arasında birkaç defa ek değiştirdi. Küçük Arsaklılar (M.Ö 150-M.S 430) çağında Beyazıt Ovası'na Gokovit sancağı adı veriliyordu. Burası Digor ile Iğdır kalesindeki çift başkenti de içine alıyordu. Sonradan belirli aralıklarla Romalılar, İranlılar, Araplar, Bagratlar ve Bizanslıların yönetimine girdi. Alpaslan'ın ilk batı seferi sırasında (1064) Kars bölgesi ve Ağrı çevresi ile birlikte, Beyazıt'da Bizanslılar'dan alınarak Selçuklular'a bağlı Anışedatları beyliğine (1064-1200)verildi. 1207-1225 arasında Ahlat, Sökmenler'in eline geçti. 1231 yılında Doğu Anadolu ile birlikte, Timur istilasına uğradı. Bölge 1239 yılında Cengizler'in kontrölüne geçti. 1358 yılında İlhanlılar 'a varis olan Celayirliler'e geçti. Moğollar ve onların birer kolu olan İlhanlılar e Celayırlılar uzun süre buraları otlak ve yayla olarak kullandılar, ordularını beslediler. Moğollular'dan Orgun HAN Aladağ'da bir saray yaptırdı. Daryunk hisarı yani Beyazıt eski kalesi yıkılmış olduğundan, yukarı Aras bölgesine egemen olarak Anı valisi olan Celayırlı Şehzade Beyazıt Han 1374'de Ahlat-Van bölgesinden gelerek Aras boyuna saldıran Karakoyunlu hükümdar Bayram Hoca (1336-1380) ordusuna karşı şimdi ki Beyazıt kalesi yerine bir kale yaptırdığından, o tarihten sonra buraya Beyazıt Kalesi denildi. İşte şehrin adını Celayir Oğulları'ndan bu şehzade Beyazıt'tan geldiği sanılmaktadır. Beyazıt sonradan Esinoğulları'na 1368 ve 1382 de Karakoyunlu, 1368 Timur idaresine,1406 da tekrar Karakoyunlular'ın eline geçti. 1469-1502 arasında Akkoyunlular'a bağlandı. Şaruz savaşından Akkoyunlular'ı yenen Safeviler, bölgedeki etkinliklerini genişletip, (1502-1576) 76 yıl burayı yönettiler. Yavuz Sultan Selim Çaldıran'a, Kanuni Sultan Süleyman Tebriz'e, IV.Murat İran'a giderken Beyazıt'tan geçmiştir. Yavuz Sultan Selim komutasındaki Osmanlı Ordusu Çaldıran'a girerken 20 Ağustos 1514'de Beyazıt Ovası'nın kuzeyindeki Sarısu boyunda Danasazı (Şahlı Gölü) yanında konakladığından, Beyazıt Kalesi halkı padişaha bağlılığını bildirdi. Çaldıran savaşından sonra tekrar Osmanlı yönetimine geçen Beyazıt, zamanla İran baskısına uğradı. Yine Osmanlı ordusu Doğu seferine çıktığında(20 Haziran 1543)Bingöl'de konaklayan baş vezir İbrahim Paşa'ya kale anahtarını getiren Sünniliğe ağlı yerliler arasında Beyazıtlılar da vardı. Kanuni Sultan Süleyman devrinde Eleşkirt ile birlikte Beyazıt 1578'de Van Beylerbeyliği Sancak Beyleri tarafından fethedilerek, bir sancak halinde Van'a bağlandı. Beyazıt Van Beylerbeyliği'ne bağlı 14 sancak merkezinden biri idi. 1744 yılından sonra Silvan (Farkin) bölgesinden Kara-Behlül Bey'in başçılık ettiği Bısyan, Sıpkan, Zilan boy ve oymakları buraya yerleştiler. Silvanlı Kara Behlül ile soyundan gelenler Beyazıt'ta ''Ocaklık'' yoluyla sancak beyi oldular. 1590 yıllarında buraların boşalan köylerini şenlendirdiler. 1744'de Arşarlı Nadir Şah'ın saldırında dağıldılar. Bu dağılmadan sonra beyleri gelmiştir. Bunların en ünlüsü İshakpaşadır. İshakpaşa 1776-1798 yılları arasında Beyazıt'ta sancak beyi beyliği yapmıştır. İshakpaşa şehrin doğusundaki bir tepeyi yontma taş ile çevirterek içerisindeki İshakpaşa Camii, saray, hamam, külliye medresesi ve diğer bölümleri gibi Anadolu'nun son şaheserini mimarlara yaptırmıştır. 1805'de Napoleon Bonaparte tarafından elçi olarak İran'a gönderilen Amedee Jaubert sarayda aylarca hapis tutulmuştur. Beyazıt sınırında ve Asya'yı Anadolu'ya buraları da Avrupa'ya bağlayan geçit üzerinde olduğundan birçok kavimin akımına uğramıştır. XV-XVII. yüzyıllarda İranlılar, 1828, 1854, 1856, 1877-1878 ve 1818-1814'de Ruslar işgal etmiştir. Öncekilerde olduğu gibi 1821-1822 yıllarında son İran Kaçarlı akınları Beyazıt'ta çok can ve mal kaybına yol açtı. Ruslar ilk olarak 1856 Paris anlaşmasına göre geri döndüler. 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinde 25 Ekim 1877'de Alacadağ bozgunu üzerine Osmanlı ordusu Erzurum'u korumak üzere toplanınca, aynı ayın sonunda Ruslar Beyazıt'ı ele geçirdiler. 30 Mart 1878 Yeşil Köy anlaşması ile Beyazıt Rusya'ya bırakılmışsa da Berlin antlaşması ile (13 Temmuz 1878) Osmanlı'ya verilmiştir. 1877-1878 harbi sonunda Ruslar çekilirken, Van'dan gelen Ermeniler'e buraları da katıp birlikte götürmüş, Gökçegöl'ün batısında yeni kurulan şehre Navo Beyazıt (Yeni Beyazıt) adını vererek oraya yerleştirilmişlerdir. Ermeniler çekilince Van'dan gelen Alay Komutanı Miralay Hüseyin Hüni Efendi, Beyazıt'ı teslim aldı. Mutafasırlığa Kettüdağ oğlu Abdülvahap Efendi tayin edildi. Daha sonra İstanbul'dan tayin edilen Adil Giray Mutasarrıf oldu. Cumhuriyet ilanından sonra mutasarrıflıklar Valiliğe dönüştürüldüğünden Mutasarrıf Kamil Bey ilk olarak atandı. Iğdır ve Tuzluca Beyazıt'a bağlandı. 1927 yılında Bakanlar kurulu kararı ile Vilayet merkezi Karaköse'ye alınınca Vali Ziya Tekeli Karaköse'ye, Karaköse Kaymakamı Yusuf Ziya Bey'de Beyazıt'ta atandı.1934 yılında Iğdır ve Tuzluca buradan alınarak Kars'a bağlandı. Aynı yıl ilçenin adı Doğubeyazıt olarak değiştirildi. |
||||
![]() |
![]() Avlu |
![]() |
||
![]() Türbe |
![]() Saray'dan bakış |
![]() |
||
![]() |
![]() Saray'dan bakış |
![]() Ziyafet odası |
||
![]() |
![]() Türbe |
![]() Güvercinler |
||
![]() Bendeniz :) |
![]() Kapı Detayı |
![]() Kapı Detayı |
||
|
Nuh'un Gemisi |
||||
|
Nuh'un Gemisi'nin kalıntıları olduğuna inanılan yer yine aynı bölge içinde. Küçük bir bir Müze ve müzede Hasan Dayı var. Kendisi çok uzun yıllardır orada görev yapmaktaymış. Bize konu ile ilgili detaylı bilgi verdi. Evvelce pek ilgimi çekmeyen bu konu bu esnada bana ilginç geldi, çünkü bir çok kalıntı bulgusu ve teknik bilgi mevcut. Görmenizi tavsiye ederim. Hayli ilginç. |
||||
![]() Nuh'un Gemisi |
![]() Hasan dayı, Reyhan |
![]() Müze |
||
![]() |
![]() Gürbulak Meteor Çukuru |
|||
|
11
Ağustos 2006, Cuma Gevaş, Aktamar Adası, Kilisesi |
||||
|
Van'dan kısa bir yolculuk sonrası Gevaş'a ulaştık. Burası Van Gölü kısıyısında, bir nevi sayfiye yeri konumunda sevimli bir yer. Sahilde plajları, balık lokantaları ve iskele mevcut. Kısa bir göl sefasından sonra bir tekne ile yola çıkıp Aktamar adasına ulaştık. Adada bulunan kilisede restorasyon çalışmaları mevcut. Burada kilise üzerindeki kabartmalar harika. Aklımda kalanlar arasında badem ağaçları ve altında içtiğimiz çay var. Ha birde iskele yanında yüzme öğrenmeğe çalışan çocuk. Mutlaka görülmeli derim. Aşağıdaki yazı, Van Belediyesi tarafından hazırlanmış bulunan http://www.van.bel.tr adresindeki siteden alınmıştır. Gevaş ilçesinin sınırları dahindeki Aktamar Adası'nda yer almaktadır. Adanının güney doğusuna kurulmuş olan kilise Kutsal Haç adına Vaspurakan Kralı I. Gagik tarafından Keşiş Manuel'e yaptırılmıştır. Kilisenin kuzeydoğusundaki şapel 1296-1336 tarihlerinde; batısındaki jamaton 1763 tarihinde; güneyindeki çan kulesi 18. yüzyıl sonlarında ilave edilmiştir. Kuzeyindeki şapelin ise tarihi bilinmemektedir. Ilk yapıldığında saray kilisesi olan yapı, sonradan manastır kilisesine dönüştürülmüştür. Kilise, mimarisi yanında dış cephelerindeki figürlü taş plastiği ile dikkat çekmektedir. Plan bakımından merkezi kubbeli, dört yapraklı yonca biçimli haç plana sahiptir. Orta mekan yüksek kasnaklı, içten kubbe, dıştan piramidal külahla örtülüdür. Kubbenin yüksek tutulması kilisedeki dikey etkiyi açıkça ortaya koymaktadır. Kiliseye batı ve güneyden birer kapı vasıtasıyla girilmektedir. Kilisenin çevresi daha sonraki dönemlerde ilave edilen yapılarla kuşatılmıştır. Kilisenin figürlü repertuarı oldukça zengindir. Bunun yanında Incil ve Tevrat'tan alınmış çaşitli sahneler bulunmaktadır. Yunus peygamberin denize atılması, Hz. Meryem ve kucağında Isa, Adem ile Havva'nın Cennet'ten kovulması, Hz. Davut ile Kral Goliat'ın mücadelesi, Samson Filistinli ikilisi, ateste üç Ibrani genci, Aslan ininde Daniel sahneleri bunların başlıcalarıdır. Batı cephede Kral Gagik'i kilise maketini sunarken gösteren bir sahne yer almaktadır. Dört yöndeki alınlıklarda İncil yazarları boydan tavsir edilmiştir. Bunlardan başka cephenin alt ve üst kesimlerinde, asma sarmaşığından oluşan kuşaklar dolanmaktadır. Bu kuşakların içlerinden çeşitli dünyevi sahneler işlenmiştir. Av sahneleri, çeşitli hayvanlar, güreşciler ve sarayla ilgili bir çok sahneye yer verilmiştir. Ayrıca doğu cephenin tam ortasında asma sarmaşığı bördürünün içerisinde Abbasi Halifesi Muktedir başı haleli, bağdaş kurmuş vaziyette bir elinde kadeh, diğer elinde üzüm tutar vaziyette tasvir edilmiştir. Dini ve dünyevi sahnelerden başka, hayvan figürleri yönünden de bir çeşitlilik göze çapmaktadır. Aralarda serbest biçimde, asma sarmaşıkları içerisinde ve çatıların alt kesimlerinde bu zengin hayvan figürlerini görmek mümkündür. Kilisenin içerisini de günümüzde büyük ölçüde bozulmuş olan freskler süslemektedir. Bu freskler de genel olarak Hz. Isa ile ilgili konular işlenmiştir. Düzgün kesme taş malzemeyle inşa edilen yapıda, dış cepheleri süsleyen mimari plastik, kiliseyi etkin bir görünüm kazandırmaktadır. Abbasi yoluyla Orta Asya Türk sanatı etkilerini de üzerinde barındırması önemini attırmaktadır. |
||||
![]() Reyhan, Muzaffer |
![]() Gevaş'ta sahil ve iskele |
![]() Muzaffer'den göle davet |
||
![]() Aktamar Adası |
![]() Yüzme öğrenen çocuk |
![]() Aktamar Kilisesi |
||
![]() Duvar detayları |
![]() |
![]() Duvar detayları |
||
![]() |
![]() |
![]() Duvar detayları |
||
|
Urartu Kalesi, Çavuştepe, Van |
||||
|
Öğlenden sonra Van yakınlarındaki Çavuştepe'ye ulaştık. Kalenin tanıtımı ve korunmasından görevli Mehmet Kuşman, 1960 lardan bu yana kalede görev yapmaktaymış. Mehmet bey Urartu dilini okuyor, anlıyor ve konuşuyor. Bu konuda uzun yıllar araştırmalar yapmış, bölgenin tarihi kültürü hakkında çeşitli üniversiteler ile birlikte çalışmalar yapmış. Dinlemekten keyif aldık. Bu kalede beni etkileyen en önemli unsurlar, yapının son derece düzenli, fonksiyonel ve sağlam bir şekilde inşa edilmesi, kullanılan malzemenin geometrik olarak çok düzgün işlenmesiydi. Öyle ki; Urartuların inşa ettiği ve hemen kalenin altındaki ovada bulunan su kanalları son 10 yıl öncesine kadar hizmet vermekteymiş. Aşağıdaki yazı, www.anadolumitolojisi.sayfasi.com adresinde bulunan siteden alınmıştır. URARTU TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ Urartular MÖ birinci binyılın başında , Van Gölü ve çevresinde önemli bir devlet kuran ve günümüze kadar buradaki uygarlıkları etkilemiş bir kavimdir. Yapılan araştırmalar Urartular ile Hurriler arasında akrabalık olduğunu göstermektedir. Zaten urartu dili de Sami ya da Hint Avrupalı bir dil olmayıp , Asiatik bir dil olan Hurri dili ile benzerlikler göstermektedir. Aynı zamanda Hurri ve Urartu tanrıları arasında büyük benzerlikler vardır. Urartular ile ilgili ilk bilgilere Asur kaynaklarında rastlanmaktadır. Asur Kralı Salmanassar I , MÖ 1274 yılında Uruarti’ye karşı sefer yaptığını yazmaktadır. Ancak o dönemde Urartu kavimleri daha bir devlet haline gelmemişti. Ayrıca Tevrat’da Ağrı Dağı için kullanılan Ararat isminin de Urartu ile alakalı olduğu kesindir. Urartular ise kendilerine Biaini’li demişler , Biane ya da Viane isminde bugünkü Van şehrinin adı türemiştir. Urartu ülkesi geçit vermez dağlarla dolu olduğundan kavimler ilk olarak müstakil yerleşim birimlerinde yaşamışlar ancak , büyük olasılıkla , dışarıdan gelen baskılarla birleşmek yoluna gitmişler ve tahminen MÖ dokuzuncu yüzyılın başlarında krallıklarını kurmuşlardır. Urartu Devleti’nin ve krallık sülalesinin kurucusu I.Sarduri Van Kalesi’nin ilk kurucusudur. Buradaki ilk yazıların da Asur yazısı ile taş bloklara yazılması bu döneme rastlar. Bu dönemden sonra Urartular’ın genişleme dönemi başlar. Bu yıllar MÖ 810- 730, Urartular’ın en kuvvetli oldukları dönemdir. Güneyde Asur ülkesine , batıda Hatti ülkesine yayılmışlar burada savaşlar yapmışlardır. Asur’un bu dönemde zayıflaması da Urartular’ın işini kolaylaştırmıştır. MÖ 730’larda Asur’un güçlenmesiye Urartu Devleti toprak kaybetmeye başlamıştır. Bu dönemi Asur’la olan savaşlar takip etmiştir. Ancak bu arada güç dengsi de değişmektedir. Büyüyen Med tehlikesi, Med-İskit ittifakı ile sonuçlanmış ve bunun sonucunda da Ninova düşmüş, MÖ 605 yılında da Asur İmparatorluğu tarihe karışmıştır. Bu durum Urartu Devleti’ni de etkilemiş ve Med ve İskit tehlikesi Urartu üzerine odaklanmıştır. Urartu İmparatorluğu de bu saldırılara dayanamamış ve MÖ yedinci yüzyılın sonunda tarih sahnesinden çekilmiştir. Eski Urartu kaleleri Çavuştepe ve Toprakkale’de bulunan İskit tip ok uçları Urartu ülkesini İskitler’in ele geçirdikleri yönündeki Babil tarihlerini desteklemektedir. Urartular bölgede önemli bir uygarlık oluşturmuşlar, Urartu metal işlemecilik sanatı çevre kültürler üzerinde etkili olmuştur. Bu gelenek bugün bile devam etmektedir. Ancak Urartular edebiyat alanında büyük eserler vermemişler ya da vermişlerse de henüz gün ışığına çıkmamıştır. URARTU İNANÇLARI Urartu Devleti feodal bir devletti ve şehirler merkezden gelen memurlarla yönetilirdi. Yönetim böyle olmakla birlikte merkesi din de büyük önem taşımakta devlete dini bir karakter vermekteydi. Urartuların dinleri ve inançları hakkında bilgimiz oldukça sınırlıdır. Çivi yazısı belgelerin içinden derlenebilenler ve kabartma resimlerden öğrenilenler ile sınırlı bir resim oluşturulabilir. Örneğin Uratular’da büyü ve diğer benzer inanaçlar hakkında bilgimiz yoktur. Urartular’ın en önemli tanrısı Haldi’dir. Haldi savaşa çıkan kralı kutsayan savaş tanrısı idi. Köken olarak bu tanrının, ilk Urartu Devleti oluşurken en güçlü olan boyun tanrısı olduğu düşünülmektedir. Kralalr savaşı kazanmak için haldi’ye yakarır, kazanırlarsa da diktikleri yazıtlarda ilk Haldi’nin adını anarlardı. Yapılan binaların çoğu Haldi adına yapılırdı. Haldi’nin karısı ise Arubani idi. Ancak Arubani bir ana tanrıça kadar önemli değildi. Panteonda Haldi’den sonra gelen tanrı fırtına tanrısı olan Teişeba idi. Bunun Hurri-Hitit tanrısı Teşup ile bir olduğu düşünülmektedir. Urartu sanatında boğa üzerinde gösterilmiştir. Karısı Huba ise Hepat’ın karşılığı olarak düşünülmektedir. Üçüncü sırada ise Güneş Tanrısı Şivini vardır. Bu tanır da Asur Güneş tanrısı Şamaş ve Hurri tanrısı Şimigi ile aynı tanrı olarak kabul edilir. Buradan görüldüğü gibi Urartu panteonu en önemli tanrılar itibarı ile, başta Hurri olmak üzere yabancı kavimlerin etkisindedir. Devlet dini yaratma çabalarının yanında her kavme de dini özgürlük verilerek birlik korunmuştur. Hurri tanrı listelerinde seksen civarında tanrı ve tanrıça ismi tespit edilmiştir. Bunlar arasında yabancı tanrı/tanrıçalar olduğu gibi doğa olaylarını temsile den tanrı/tanrıçalar da vardır. Yurt ve toprak tanrısı Ebani, deniz ve sular tanrısı Suinina, tepeler ve dağlar tanrısı Arni gibi. Kurban törenleri Urartular tarafından sık uygulanırdı. Hatta hangi tanrıya nasıl ve ne kadar kurban verileceğine dair yazılar da vardır. Bunların dışında çeşitli fırsatlarda , kuraklık, kıtlık,savaş gibi olaylarda kurbanlar sunulmuştur. Urartu tanrı kültlerinde tapınaklar önem kazanmışlardır. Tapınaklar içinde tanrı figürünün bulunduğu bir oda, avlu ve yan odalardan oluşmaktaydı. Çoğu tapınak birbirine benzemektedir. Çavuştepe’de , Aşağı kaledeki tapınağı Erzen şöyle anlatmaktadır : (Çavuştepe I , bkz. Kaynakça) “Aşağı kalenin orta kesiminde geniş bir alana yayılmış durumdadır. Çavuştepe tapınağı, Altıntepe ve ArinBerd’te de olduğu gibi, yalnızca bir cella’dan[1] ibaret olmayıp, depoalrı ve geniş kabul salonuyla T. Özgüç’ün ‘mabet-saray’ olarak nitelendirdiği yapı kompleksini meydana getirmektedir. Öteki Urartu tapınakları gibi cella, köşeleri rizalitli, kalın duvarlı ve kare bir plana sahip olup, dıştan 10x10 m, içten ise 4.50 x 4.50 m boyutlarındadır. […] Cella’nın cephesi kuzey-doğuya bakmakta, önünde 21.50 x 21.50 m boyutlarında ve muhtemelen üç tarafı galerili, zemini düzgün ve dörtgen yassı taşlarla döşeli bir avlu; avlunun doğu sınırında üzeri beyaz badanalı kerpiç sekiler, kurban masası ve kuzeyde de yuvarlak bir taş sunak yer almaktadır. […] Çavuştepe tapınağının kutsal alanı içinde, aynen Altıntepe’de olduğu gibi, muhtemelen farklı seremonilerin sahnelendiği üç adet kurban alanı mevcuttur.” Ayrıca Urartular tapınakların duvarlarını da çeşitli levhaklarla süslüyorlardı. Tapınakların içinde, avluda üç ayaklı kazanlar ve tanrı armağanlarının konulduğu masalar, altarlar da bulunuyordu. Urartular için açık hava tapınakları da önemliydi. Tuşpa (Van Kalesi) ve Altıntepe’de bulunan açık hava tapınakları bunlara en iyi örneklerdir. Tuşpa’daki açık hava tapınağında kayalara oyulmuş nişler içinde II.Sarduri’nin askeri eylemlerini anlata iki çivi yazılı stel vardı. Bu tür stellere de tapınıldığı düşünülmektedir. Altıntepe’deki açık hava tapınağı ise ölü kültü ile alakalı bir steller sahasıdır. Tapınaklar aynı zamanda ekonomik merkezler de olmuşlar ve tanrı adına hayvan beslenmiş, ekin ekilmiştir. URARTU'LARDA DOĞA KÜLTLERİ Daha önce de belirttiğimiz gibi , Urartular doğa olaylarına, doğal varlıklara büyük önem vermişler hatta tanrılaştırmışlardır. Bunun dışında urartuların su kaynaklarını, mağaraları, dağları, büyük ağaçları ve kayalıkları kutsal saydıklarını biliyoruz. Su kanaklarına yapılan balık figürleri, mağaralara yapılan resimler, hayat ağacı fgürleri ve kaya resimleri bu doğal varlıkların kutsallığını göstermektedir. Özellikle kayalara oyulan kapı figüleri de ilginçtir. Buralarda kurban listeleri olması bu kapıların tanrılar ile aakalı olduğunu düşündürtmektedir. Urartularda ayrıca hayvan tanrılar, yarı hayvan yarı insan canlılar da resimlenmiştir. Özellikle boğa figürleri önemlidir. URARTU'LARDA ÖLÜ KÜLTLERİ Urartular da , diğer kültürler gibi ölümden sonra hayata inanmışlardı. Urartular’dan ölü gömme ile ilgili belge bize ulaşmamıştır. Ancak arkeolojik bulgulardan hem yakarak hem de yakmadan ölü gömdüklerini, anıtsal mezar yaptıklarını ve ölü hediyesi bıraktıklarını biliyoruz. |
||||
![]() Ana Kapı |
![]() Düzgün kesimli taşlar |
![]() Ambar bölümleri |
||
![]() Mehmet Kuşman, bir yazıtı okurken |
![]() Ambar'da bulunan tahıl |
![]() Ambar |
||
![]() Sunak |
![]() Tuvalet |
![]() |
||
![]() |
||||
| Van Kalesi | ||||
![]() Van Kalesi duvarlarındaki yazıtlar |
![]() |
![]() Van Kalesi |
||
![]() |
![]() Teras |
![]() Kaleden bakış |
||
|
Gezimizin son durağı. Mesai saatlerinin dışına çıktığımız için görevliyi ikna edip son anda girebiliyoruz içeri. Elbette bizi gören başkaları da içeriye daldı :) Kale çeşitli kültürlerden izler taşımakta ve bunları aynı anda size yaşatmakta. Bizim şansımıza kaleye akşam üzeri çıktığımız için Van Gölü'nde gün batımını doyasıya seyretme fırsatımız oldu. Aşağıdaki Yazı, Van Belediyesi tarafından hazırlanmış bulunan www.van.bel.tr/van.php?sekil=kale adresindeki siteden alınmıştır. Şehir merkezine 5 km. uzaklıktadır. Van Gölü kıyısında, ovaya hakim bir kayalık üzerinde kurulmuştur. Doğu-batı istikametinde uzanan kale, 1800 m. uzunluğunda, 120 m. genişliğinde ve yaklaşık 80 m. yüksekliğindedir. M.Ö.855 yılında Urartu Kralı I. Sardur tarafından yaptırılan Van Kalesi, İç kale ve Dış Kale olmak üzere iki kısımdan meydana gelmektedir. İç kaledeki, Urartu döneminden kalma en önemli yapılar, Sardur (Madır) Burcu, sur duvarları, Urartu kralları Menua ve I. Argişti’ye ait mezarlar, su sarnıcına ulaşan Binbir Merdiven, açık hava tapınağı ve Analıkız olarak adlandırılan iki adet tapınak nişidir. Kalenin kuzeybatı tarafında bulunan Sardur Burcu, üzerinde Kral I. Sardur’a ait çivi yazılı bir yazıt bulunmasından dolayı önem taşımaktadır. Asur çivi yazısı ile yazılmış bu yazıt, bilinen en eski Urartu yazıtıdır. Kalenin önemli diğer bir yapısı da, I. Argişti’ye ait kaya mezarıdır. Hemen bunun dışındaki kaya üzerinde, Urartular’ın günümüze ulaşan en uzun yazıtı olan Horhor Yazıtları bulunur. Kalenin kuzeydoğu tarafında II. Sarduri döneminde yapılmış olan, iki anıtsal niştan oluşan ve bugün halk arasında Analıkız olarak adlandırılan bir açık hava tapınağı yer almaktadır. Urartulardan Osmanlılar’a kadar yerleşime sahne olan Van Kalesi’e Osmanlı döneminde, iç kale sur duvarları, iki giriş kapısı, cephanelik, ambar, kuleler ve Van’daki ilk İslam eseri olma özelliğini taşıyan Süleyman Han Cami eklenmiştir. |
||||
![]() Van Gölü'nde vapur |
![]() Van'da gün batımı |
|||
|
Bir yolculuk daha keyif ve güvenle bitti. Tabiatı biraz daha tanıdık, gücünü hissettik, farklı tadlar, farklı atmosferler soluduk. Geride yeni dostluklar, güzel anlar, paylaşımlar kaldı. Fotoğraf kareleri de bunların ispatı. Organizasyon için Karıncalar'a, yukarıda isimleri geçen tüm katılımcı ve rehber arkadaşlarıma, bu yolculuğa katkılarından dolayı teşekkür ederim. Yeniden uzaklarda, yükseklerde olmak ümidiyle, hoşçakalın. Ertuğrul Ortaç |
||||
![]()
Karıncalar Turizm |
||||